22.10.2010
Röportaj: Kurumsalsosyal.com
Aziz, Vanlı bir öğrenciydi. Meşin top ile oynadığı araziye TEGV Parkı yapılınca hayatı değişti: "Değil mi ki ilk kez meşin topla oynadım, değil mi ki ilk kez 9 numaralı formayı giydim, değil mi ki, bilmediğimi söylediğim halde, olsun deyip elime bağlamayı verdiler, benim bu dünyada erişemeyeceğim, yapamayacağım şey yok dedim". Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) Genel Müdürü Nurdan Şahin, Van'daki eğitim parkının eski öğrencisi, şimdiki gönüllüsü Aziz'in hikâyesini ve TEGV'in çocukların yaşamına değen çalışmalarını anlattı.
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın (TEGV) kuruluş hikâyesi nedir? Kurucu üyeler nasıl bir araya geldi, Vakıf nasıl bir vizyon ile kuruldu, kurulurken neler hedeflendi?
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Sayın Suna Kıraç'ın liderliğinde, eğitimin yalnız devlete bırakılmayacak kadar önemli bir sorun olduğuna inanan bir grup sanayici, yönetici ve akademisyenin girişimi ile "devlet tarafından verilen temel eğitime destek olmak" amacıyla 23 Ocak 1995 tarihinde 55 kişilik bir mütevelli heyetiyle kuruluyor. Vakfın kurulduğu ilk yıllarda burs, okul onarımları, gençlik merkezleri gibi çeşitli faaliyetlerin ardından ilköğretim çağındaki çocuklara "okul dışı eğitim desteği" vermeye odaklanan Vakıf, 15 yıl içersinde Türkiye'nin eğitim alanındaki en yaygın sivil toplum kuruluşu oldu.
TEGV'in, kuruluşundan bugüne yürüttüğü faaliyetlerin bilançosu nedir? Yaratılan farkı, artırdığı eğitim düzeyi ve sağladığı fayda anlamında nasıl özetlersiniz?
Vakfımızın kuruluşundan bugüne kadar geçen 15 yılda ülkemizin dört bir köşesinde bulunan etkinlik noktalarımızda on binlerce gönüllümüzün ve 440 binin üzerine bağışçımızın desteği ile 1,5 milyona yakın çocuğumuza ulaştık.
Bugün ülkemizin 35 ilinde 87 noktada 12 Eğitim Parkımız, 54 Öğrenim Birimimiz, 1 İl Temsilciliğimiz ve nereden bir çocuk sesi bizi çağırırsa, oraya ulaşmamızı sağlayan 20 Gezici Öğrenim Birimi Ateşböceğimiz ile eğitimde fırsat eşitliğini yakalayamayan ilköğretim çağındaki çocuklarımıza okul içi ve dışı saatlerde eğitim desteği veriyoruz. Bu noktalarda ve Milli Eğitim Bakanlığı ile imzaladığımız Sosyal Etkinliklere Destek Protokolü kapsamında ilköğretim okullarında, 7-16 yaş grubu çocukların gelişim seviyelerine uygun olarak, akademik danışmanların desteği ile hazırlanmış olan eğitim etkinliklerinin tümü gönüllülerimiz kanalıyla çocuklara ulaşıyor.

Eğitim programlarımız temel olarak çocukların yaşam becerilerini geliştirmelerine yönelik, çocuk merkezli eğitim yöntemlerinin kullanıldığı etkinliklerden oluşuyor. Sanat-Dil-iletişim, Kişisel Gelişim-Toplumsal Değerler ve Zihinsel -Düşünsel alanda gerçekleştirdiğimiz standart eğitim etkinliklerinin yanı sıra ilköğretime destek programlarına ve kulüp etkinliklerine katılma imkanı da var. Tüm etkinliklerimizde çocuklarımız eğlenerek ve yaparak öğreniyorlar. Eğitim politikamızda çocuklarla ilgili herhangi bir kategorileştirmeye ya da seçmeye gitmiyoruz, ödüllendirmiyoruz, cezalandırmıyoruz, biz çocuklarımızı yarıştırmıyoruz. TEGV olarak birey olmalarına katkıda bulunuyoruz; ama bireyci olmamaları için, çocuklarımıza takım ruhu aşılayıp birlikte başarmanın yolunu açıyoruz.
Temel faaliyetiniz, 7-16 yaş arası çocuklara yönelik eğitim programları ile etkinlikler oluşturmak ve uygulamak olarak özetlenebilir. Temel eğitime erişimin dahi bazı bölgelerde kısıtlı olabildiği ülkemiz için, temel eğitimin yanı sıra verilen bu eğitimlerin önemi ve katkısını açıklayabilir misiniz?
Temel eğitime erişimde oldukça büyük bir ilerleme kaydedildi; okullaşma oranları % 100'e çok yaklaştı ve erişimde cinsiyet farklılığı da oldukça azaldı;ancak eğitime erişim kadar, eğitimin kalitesi ve tamamlanması da önemli ki, buralarda gerçekten sorun var.
Eğitim Gönüllüleri çocukların "Cumhuriyet'in temel ilke ve değerlerine bağlı; akılcı, sağduyulu, özgüven sahibi; düşünen ve sorgulayan; yaratıcılığını harekete geçirebilen; barışçı; farklı düşünce ve inançlara saygılı; insan ilişkilerinde cinsiyet, ırk, din, dil farkı gözetmeyen" bireyler olarak yetişmesine katkıda bulunacak eğitim programları ile etkinlikler oluşturup uyguluyor. Bu değerler ışığında, aktif öğrenme ortamlarında çocuklara çok yönlü eğitim desteği sağlayan ve yaşam becerilerini geliştirmeyi amaçlayan eğitim programları oluşturduğumuzu ve çocuk katılımını sağlayan öğrenme yöntemlerinin kullanıldığı, esnek bir yaklaşımı olan etkinlikler geliştirmeyi hedeflediğimizi söyleyebiliriz.
Çocuklarımıza birey olduklarının, önemli ve değerli olduklarını hissettirmek en önemli misyonlarımızdan biri. Kalabalık ve sosyo-ekonomik imkânları kısıtlı ailelerde yetişen çocuklarımızın birçoğunun bırakın evde bir kütüphaneyi, kendi odaları, ders çalışacak yerleri bile yok. Bazıları ailelerine destek olmak için okuldan sonra çalışmak zorunda. Yaşadıkları bölgelerin coğrafi ve sosyal dezavantajlarından dolayı birçok çocuğumuzun okuldan sonra yapabilecekleri ve onların gelişimine katkıda bulunacak herhangi bir etkinlik bulunmuyor. TEGV bu noktada çocuklarımız için sokağın bir alternatifi oluyor, onlara kendilerini geliştirebilecekleri, sosyalleşebilecekleri, eğlenebilecekleri ve en önemlisi mutlu olabilecekleri bir ortam sunuyor. TEGV'de yapılan gezilerde çocuklarımız tiyatroyla, sinemayla tanışıyor, değişik meslekleri öğreniyor, müze ve yakın çevredeki tarihi yerleri geziyorlar. TEGV'deki tüm etkinlikler çocuklarımıza bir ufuk açıyor, hem çocukluklarını güzel geçirmelerini hem de geleceğe umutla bakmalarını sağlıyor.
Etkinlik noktalarımız tüm çocuklara açık, mesela mülteci çocuklar da mekânlarımızdan, etkinliklerimizden faydalanabiliyorlar. Böylece kültürlerarası da bir etkileşim oluyor; kimse diğerine "öteki" gözü ile bakmıyor, birlikte eğleniyor, birlikte öğreniyor, birbirlerini anlıyorlar.
"BU DÜNYADA YAPAMAYACAĞIM BİR ŞEY YOK" DEDİM
Çalışmalarınız sırasında bir araya geldiğiniz çocukların gelişimlerini nasıl gözlemliyorsunuz?
Vakıf olarak TEGV'de etkinliklere katılan çocukların gelişimini takip etmek öncelikli hedeflerimizden biri. Özellikle uyguladığımız her programın çocuklar üzerindeki etkisini ölçüyor ve kendimizi bu doğrultuda sürekli geliştirmeyi hedefliyoruz. Danışmanlarımızla birlikte programların hedefleri doğrultusunda çeşitli araçlar geliştiriyor ve çocuk kazanımlarını değerlendiriyoruz. Bunun yanı sıra her dönem çocuk ve gönüllülerden etkinlikler ve yaptıklarıyla ilişkili olarak sözlü geribildirimler almaya çalışıyoruz. Bu yıl ayrıca çocukların TEGV'de kaldıkları süre boyunca buradan nasıl yararlandıklarını daha iyi anlamak ya da" TEGV ETKİSİ"ni ölçmek amacıyla Infakto Araştırma Şirketi ile bir Etki Değerlendirme Çalışması da yürüttük; sonuçlar gerçekten çok mutlu etti bizi. Yakında kamuoyu ile paylaşacağız.
Bugüne dek yaptığımız çalışmalardan bizi yüreklendiren, geleceğe olan inancımızı pekiştiren sonuçlar aldık. Etkinlik Noktalarımıza devam eden çocuklarımızın yalnız daha bilgili, daha yetenekli değil, aynı zamanda örnek birer vatandaş olma yolunda davranış değişiklikleri geliştirdiğini fark ettik. Gönüllülerin ve TEGV personelinin çocuklarla geçirdiği her an çok özel ve unutulmayacak anılar içeriyor. TEGV gönüllülerinin ifade ettiği üzere, etkinliklerine girdikleri çocuklarda gözlemledikleri en somut değişimin; başlarda söz almaya ve konuşmaya bile çekinen çocukların etkinlikler sonunda, konulara aktif katılan, özgürce soru sorabilen, diğer çocuklarla ve gönüllülerle daha rahat iletişim kurabilen bireylere dönüşmeleri olduğu söylenebilir.
Beni çok duygulandıran bir örneği paylaşayım sizinle. Su anda Afyon Eğitim Parkımızda bir gönüllümüz var; adı Aziz. Aziz Vanlı; yıllar önce, ailesi İstanbul a göç etmeden önce Van'ın uzak bir mahallesinde, boş bir arsada okul çıkışı top oynarlarmış 3 arkadaş. Bir gün, oraya, kendi deyimiyle "lüks" bir inşaat yapılmaya başlamış; hem üzülmüş hem de çok kızmışlar tek oyun sahaları elden gittiği için. Derken inşaat bitmiş ve orasının çocuklar için olduğunu öğrenmişler; "nasıl olsa bizi almazlar" diye üzülüp uyumamış sabaha kadar açılacağı gün ama yine de meraktan gitmişler. "bir abla karşıladı bizi ve gelin çocuklar, burası sizin dedi" diyor Aziz ve devam ediyor "değil mi ki ilk kez meşin topla oynadım, değil mi i ilk kez 9 numaralı formayı giydim, değil mi ki, bilmediğimi söylediğim halde, olsun deyip elime bağlamayı verdiler, benim bu dünyada erişemeyeceğim, yapamayacağım şey yok dedim". Gerçekten de öyle; Aziz şu anda Afyon Üniversitesinde öğrenci, bir yandan şehir tiyatrolarında oyunculuk yapıyor bir yandan da, TEGV Afyon Eğitim Parkında çocuklara tiyatro çalıştırıyor. Üstelik, senaryosunu kendi yazdığı kısa metrajlı bir film de çekmiş, adı "baba, ben buradayım"- bir çocuğun gözünden Van Parkının açılış hikayesini anlatan. Aziz gibi, çocuğumuzken gönüllümüz olan yaklaşık 500 kişi var; onlar bizim en büyük övüncümüz.
Çocukların eğitimi ve gönüllülüğü içeren, farklı illerde operasyonlar yürüten bir organizasyonunuz var. Bu anlamda, TEGV olarak faaliyetlerinizde karşılaştığınız en büyük "challenge"lar nelerdir?
Türkiye'nin 35 ilinde 87 etkinlik noktasında yaygın olarak uygulanan etkinlikler değişik profillerdeki gönüllü kaynağı ile gerçekleştiriliyor. Gönüllü kaynağındaki bu çeşitlilik TEGV'e bir zenginlik katmakla birlikte, zaman zaman etkinliklerin standart olarak uygulanmasında bir takım güçlüklere de neden oluyor. Ancak bu güçlükler, etkinlik yönergelerinin yerel farklılıkları da göz önüne alarak hazırlanması, gönüllülerle periyodik olarak yerel ve bölgesel paylaşım toplantıları gerçekleştirilmesiyle aşılıyor.
Gönüllü profillerindeki bu çeşitlilik çocuk profilinde de karşımıza çıkıyor. Etkinlikler çocukların bölgesel ihtiyaçları ve farklılıkları göz önüne alınarak, hem yerel ihtiyaçlarına karşılık verecek hem de değişen dünyaya ayak uyduracak şekilde zengin bir perspektifle hazırlanıyor.
Öte yandan, gerçekten çok zor bir operasyon yürütüyoruz; etkinlik noktalarımızın birçoğu yerel yönetimler, il özel idareleri ya da şahısların tahsisleri ile hayata geçiyor; bu destekler olmasa bu işi sürdürmek pek kolay değil zaten. Genelde bize verildiğinde bakım gerektiren bu tip binaların bakımını yapıyoruz, dayayıp döşüyoruz, güzelleştiriyoruz, çocuk sesleri zaten bambaşka bir coşku katıyor ve birkaç yıl sonra, ya da tahsis süresi bitiminde ihtiyaç nedeni ile binalar geri alınabiliyor. Bu gerçekten en büyük zorluklardan biri ama yaptığımız işe o kadar inanıyor, sonuçlarını o kadar iyi görüyoruz ki, bu bizim her türlü zorluğun üstesinden gelmemizi sağlıyor.

Bir gönüllü ordusu ile çalışıyor ve onları yönetiyorsunuz. Tecrübelerinize göre, gönüllülük kişiye neler katar? Gönüllülük ve gönüllülük kaynağı ile fark yaratma potansiyelinin Türkiye'de ne kadar etkin kullanıldığını düşünüyorsunuz?
Biz gönüllülerle çalışırken, bir yönetim anlayışından çok, birlikte çalışma ve işbirliği yapma yaklaşımıyla hareket ediyoruz. TEGV olarak, gönüllülüğün bireylerin hayatında çok önemli bir deneyim olduğuna ve çok yönlü bir kazanım sağladığına inanıyoruz.2008 yılında yaptırdığımız "Gençlik, Gönüllülük, Sosyal Sermaye" ve 2009 yılında yaptırdığımız 'Gönüllülük ve Kazanımları' araştırmaları bu kanıyı destekleyen sonuçlarıyla önemli veriler sağlıyor. Araştırma sonuçlarına göre, gönüllülük yapan bireylerin 'çevresel kazanım' ve 'içsel kazanım' olarak iki ayrı boyutta ifade ettikleri temel kazanım ve değişim göstergeleri; 'daha sabırlı, hoşgörülü, özgüven sahibi olmak', 'ailesiyle ve çevresiyle daha iyi ilişkiler kurmak', 'sürekli yeni şeyler öğrenmek', ' toplumda saygı görmek ve danışılan biri olmak' ve tüm bunların sonucunda 'mutlu bir birey olmak' olarak sıralanabilir. Aktif sorumlu yurttaşlar olarak topluma yarar sağlayacak projelerde yer almak, kişilere, zihinsel ve duygusal gelişim, farklı görüş açıları, iç barış ve mutluluk kazandırıyor.
Gönüllülük ve gönüllülük kaynağı ile fark yaratma potansiyeline gelince; Türkiye'de ne yazık ki bu konunun çok da istenilen düzeyde ele alındığını göremiyoruz. Önemli bir genç nüfusa sahibiz ama 2008 yılında yaptırdığımız 'Gençlik, Gönüllülük ve Sosyal Sermaye' Araştırması ortaya koydu ki bu genç nüfusumuzun sadece %5'i gönüllülük yapıyor. Ülkemizdeki genel gönüllülük oranı düşük olmasına rağmen Vakfımızın 35 ilde 87 etkinlik noktasında her yıl yaklaşık on bin gönüllü, ülkemizin yarınlarda aydınlık yüzler görmenin ön koşulunun bugün çocuklarımızı en iyi şekilde eğitmek olduğuna inanıyor ve faaliyetlerimize destek veriyorlar.
Biz faaliyetlerimizin ulaştığı çocuklar ve genç gönüllüler açısından, bu ülkenin geleceği için önemli bir fark yarattığımızı düşünüyoruz. Bu farkın yaratılmasında en büyük paydaşımız ve destekçilerimiz her yıl sayıları artarak devam eden gönüllülerimiz.
Kurumsal sosyal sorumluluk ve "gönüllü" olarak topluma fayda sağlamak konusunda öğrencilere, yöneticilere ve çalışanlara ayrı ayrı tavsiyeleriniz var mı?
Biz, herkesin ilgi, yetenek, kişisel ve mesleki birikimleri ile Vakfımıza gönüllü katkıda bulunabileceğine inanıyoruz. Bu yıl, "İçindeki Gönüllüyü Keşfet" temalı bir kampanya başlatmayı ve bu kampanya ile bireyleri gönüllülük konusunda harekete geçirmeyi hedefliyoruz.
Gönüllü kaynağımızın yaklaşık %70'ini üniversite öğrencileri oluşturuyor. Gönüllüğün bireye kazandırdıklarına ek olarak, özellikle üniversite öğrencilerinin, TEGV'de aldıkları eğitimler ve katıldıkları seminerler vasıtasıyla, mesleki gelişimlerine destek olduğumuz söylenebilir. Bu nedenle, üniversite öğrencilerine, öğrencilik hayatlarından başlayarak mutlaka bir sosyal sorumluluk projesinde yer almalarını tavsiye ediyoruz. Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile çalışanlarını gönüllü olmaya yönlendiren yöneticiler, çalışan motivasyonlarının olumlu yönde etkilendiğini gözlemleyecek ve çalışanlar arası ilişkilerin geliştiğine yakından tanıklık edeceklerdir. Çalışanlar ise yoğun iş tempolarından sıyrılıp, farklı alanda bir sosyal sorumluluk projesinde yer alarak, aktif sorumlu yurttaş olmanın keyfini yaşayacaklardır. Burada önemli olan en başta da söylediğimiz gibi, bireylerin gönüllülük yapmaya engel olarak öne sürdükleri zaman, mekân, güven, para vb. gerekçeleri bir kenara bırakıp, gönüllü olarak fark yaratabileceklerine, sorunun değil, çözümün bir parçası olabileceklerine inanmalarıdır. Bu nedenle biz, herkesi gönüllü olmaya ve 'İçlerindeki Gönüllüyü Keşfetmeye' davet ediyoruz.
KSS, ETİK SOSYAL BİLİNÇ KAZANDIRIR
Şirketler ile birlikte hayata geçirdiğiniz ve onların desteğini aldığınız projeleriniz bulunuyor. Bu projelerinizi kısaca özetler misiniz?
Şirketlerle çeşitli konularda proje işbirlikleri yapıyoruz. Örneğin, sanat konusunda 7 yıldır sürdürdüğümüz Nokia – IYF işbirliği ile Düşler Atölyesi; çocukların hem kendilerini tanıma hem de gelecek vizyonuna katkıda bulunmak amacıyla Visa ile 5 yıldır yürüttüğümüz Kariyer Yolculuğuma Başlıyorum; tasarruf bilinci oluşturmak ve finansal okur-yazarlık için Citibank ile yine 5 yıldır yaptığımız Birikim; okuma alışkanlığı ve etkin okuma becerisinin kazanılmasına yönelik olarak, 2. üç yılını sürdürdüğümüz Yapı ve Kredi Bankası ile Okuyorum-Oynuyorum, Migros ile iki yıldır yürütülen futbol projesi Genç Formalar ve en eski işbirliklerimizden olan ve Tofaş desteği ile de Basketbol Gönüllüleri projeleri gibi.
Şirketlerle işbirlikleri modelleriniz nelerdir? Şirketlerle işbirlikleriniz ne şekilde gerçekleşiyor?
Şirketlerle, hem etkinlik noktalarımızın hem de bu noktalarda uyguladığımız eğitim programlarını işbirliği başta olmak üzere çeşitli modellerde işbirliği geliştiriyoruz. Kurumsal destekçilerimiz hem yeni etkinlik noktası yapmamıza hem de mevcut noktalarımızın işletme giderlerinin karşılanmasına destek verebiliyor. Veya bu noktalarda uyguladığımız farklı konularda eğitim programının maliyetini üstlenebiliyorlar. Ayrıca, kurumların satışlarını artırmaya yönelik olan ve ürünlerde logomuzun kullanıldığı "Ürün İşbirliği" projesini hayata geçiriyoruz. Bunların dışında ise "Bilgisayar Odası Kurulumu, Kütüphane Kurulumu" gibi ya da faaliyet giderlerimizin sahiplenilmesi gibi konularda da işbirlikleri gerçekleştiriyoruz. Ayrıca, biz desteğini aldığımız şirketlerin çalışanları ile de gönüllülük projeleri yapıyoruz.
Sürdürülebilirlik ve KSS'nin bir yönetim biçimi olarak şirketlerde uygulanmasının, Türkiye'de hangi seviyede olduğunu düşünüyorsunuz?
Türkiye'de kurumsal sosyal sorumluluk kavramı son yıllarda gittikçe önem kazanıyor. Kurumsal sosyal sorumluluğu kısaca toplumdan kazandığının bir kısmını topluma geri vermek olarak tanımayabiliriz. Şirketler bu amaçla, eğitim, sağlık, çevre, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı gibi birçok sorunun çözümünde, çalıştıkları sivil toplum örgütü ile birlikte önemli katkılar sağlıyorlar. KSS de en önemli hususlardan biri yapılan projelerin uzun soluklu ve sürdürülebilir olması. Türkiye'de KSS'yi böyle yorumlayan ve çok önemli işlere imza atan birçok şirket olmasının yanında ki TEGV ile yapılan işbirlikleri bu konuda örnek gösterilebilir, KSS halen kamuoyu ve birçok şirket yönetimi tarafından daha çok bir iletişim ve sponsorluk faaliyeti olarak algılanabiliyor.
Sizce kurumsal sosyal sorumluluğun bir şirkete getirileri, vaat ettikleri ve sağlayacağı vizyon nedir?
KSS şirketlere toplumdan kazandığının bir kısmını toplum yararına kullanma olanağı verdiği için, bu şirketlerin tüm paydaşlarına, (çalışanlar, müşteriler vb.) bir etik sosyal bilinç kazandırır. Öte yandan, yurtdışında yapılan araştırmalar gösteriyor ki, sosyal sorumluluk projesi yapan kurumlarda hem çalışan bağlılığını artıyor hem de müşteri bağlığını. Hemen her alanda müthiş bir ürün çeşitliliği ve rekabet olan piyasada, farklılık yaratıyor, çünkü markaya ruh katıyor. Şirketler KSS faaliyetleri yürüterek iç ve dış paydaşlarında sosyal sorunlarla ilgili farkındalık yaratmakla kalmaz, o sorunların bir kısmının çözümünde destek olur.
Eklemek istedikleriniz var mı?
KSS projelerinde iki tarafın da çok dikkat etmesi gereken hususlar var tabii. Bir kere KSS yapan şirket ile projeyi gerçekleştiren STK o projenin eşit paydaşları olarak görmeli ve ona göre davranmalılar. Kurum, uzun soluklu bakmalı ve kısa sürede ve belli bütçelerle yapılan projelerden büyük mucizeler beklememeli. STK ise yaptığı işleri –talep edilmese dahi- periyodik olarak kuruma raporlamalı; bu raporlar hem faaliyet bilgi ve sonuçlarını hem de mali bilgileri içermeli. STK lar da, kurumlar da hesap verebilir olmalı, mutlaka bağımsız denetim yaptırmalı. En önemlisi, birlikte daha güzel bir dünya için çaba gösterdiklerini hiç unutmadan, keyifle çalışmalı.