08.02.2010
Küreselleşmenin yol açtığı insani kalkınma sorunlarının temelinde yoksulluk, çevre felaketleri, bilinçsiz üretim – tüketim kalıpları yatmaktadır. Yıllardır Türkiye’de plansız, hesap verilemeyen, güçlü ve uzun vadeye dayanmayan, rant paylaşımının yaygın olduğu, keyfi yapılaşmanın yaygınlaştığı, kentlilik bilincinin bulunmadığı, halkın fikirlerini yansıtmayan, öngörülemez bir kentleşme yaşanmaktadır. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma koşulları Türkiye’de oluşamamaktadır.
Özellikle 1950’ler sonrasında hızla artan kentleşme ve göç olgusu ile büyüyen kentler kentlilik bilincinin gelişimi, kentsel estetik ve sürdürülebilir planlara dayalı bir büyüme gerçekleştirememiştir. Bu anlamda özellikle 2002 yılı itibari ile artan hızla devam eden yerel yönetimler ve kamu yönetimi reformları yerel yönetimlerin güçlenmesini, daha özerk olarak hareket etmesini ve yerel liderlerin rollerinin artmasına olanak sağlamıştır.
Kentleşme, iletişim, bilgi teknolojileri ve bilgiye ulaşma yöntemlerinin gelişmesi ile birlikte bireyselleşme artmakta ve toplumsal ihtiyaçlar da farklı boyutlarda ortaya çıkmaktadır. Bu değişen dünya ve kentlilik düzeyinde hizmet sunmak artık yeni bir belediyecilik anlayışını gerektirmektedir. Altyapı, su, elektrik, sokak lambası, kaldırım, iş yeri ruhsatı hizmetlerinin yanı sıra artık Kültür – Sanat, Spor, Eğitim, sağlık, Ulaşım, Dezavantajlı grupların korunması, belediye sınırlarındaki şirketlerin yönetimi ve denetlenmesi, tüketici hakları yerel yönetimlerden beklenmektedir. Ayrıca bilgiye erişim arttığı için artık yurttaşlar en yakın idari birimden bir muhatap bulmak ve sorunlarına çözüm istemektedir.
Son yıllarda gerçekleşen yasal reformlarla bu ihtiyaçların yasal çerçevesi oluşmuştur. Ancak bu yasal çerçevenin yerel yönetimler düzeyinde nasıl hayata geçtiğini izlemek ve değerlendirmek Kurumsal Sosyal Sorumluluk açısından da önemlidir. Hızlı ve stratejisiz kentleşme ile birlikte kentsel hizmetlere olan ihtiyaçlar artarken mümkün olan doğal kaynaklar (çevresel ve insani kaynaklar) aynı orada artmamaktadır. Bu nedenle insan haklarını, çevreyi, barınmak haklarını, çalışma koşularını, yerel pazar koşullarını insan odaklı ve sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde oluşturan bir belediyecilik anlayışına ihtiyaç vardır. Bu doğrultuda belediyelerin son yıllarda kurumsallaşma yolunda da önemli adımlar attığı düşünülürse ve örneğin Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi kapsamında Belediyelere/Kentlere özel bir alan açıldıysa bu kentlerin ve belediyelerin yükselen kurumsal rollerini göstermektedir.
KSS alanında Kentleşme ile birlikte yerel ölçekte politika üretimi, insan odaklı ve halkın sorunlarına yakın, akılcı çözümler üreten yerel yönetim anlayışından uzak bir belediyecilik sürdürülmektedir. Ancak bir yandan da ortaya çıkan insani gelişim sorunlarına en temel çözüm olarak belediyeler gösterilmektedir.
Dünyada ise son 20 yılda "New Public Management – Yeni Kamu Yönetimi" çerçevesinde kamu hizmetlerinin müşteri – vatandaş odaklı olması, hizmet veren, özel sektör ortaklıkları artan bir yönetim anlayışı benimsenmiştir. Özel sektör ortaklıkları benimsenirken ise vatandaşın kaynakları keyfi bir biçimde harcanmakta ve hizmet sağlayan şirketlerin sosyal sorumluluk yaklaşımları bir kıstas olarak ele alınmamaktadır.
Ancak "Yeni Kamu İdaresi"nin özünde yerindendik ve sosyal sorumluluk yer almaktadır. Yerindendik ilkesi ile kent ölçeğinde geliştirilecek politika, program, projelerin ve alınacak kararların o kentin yurttaşlarını içine alan en yakın mekanizmalar ile yapılması öngörülmektedir. Sosyal Sorumluluk ise kurumların iş/hizmet ahlakına uygun, yasal ve ekonomik yaptırımlara uyumlu, iç ve dış sorunlara/önerilere açık ve duyarlı, paydaş beklentilerine duyarlı toplumsal politika ve stratejiler gütmesini ifade etmektedir.
Bu çerçevede yerinden yönetimi hayata geçiren sosyal sorumlu bir belediyecilik 21. yüzyıl Türkiye’sinin temel ihtiyacıdır. Şeffaf, hesap verebilir, sorumlu, vatandaş odaklı, yoksulları koruyan, kültürel-sanatsal-sportif ihtiyaçları karşılayan belediye hizmetlerindeki bürokratik süreçleri kısaltan, iş ahlakı, çalışma ilkeleri, yasal rekabet uygunluğu olan ve yerel pazar koşullarını geliştiren yenilikçi bir belediyecilik anlayışına ihtiyaç vardır.
Yerel yönetimler, bir kentte yaşayan halkın ortak ihtiyaçlarını gidermek amacıyla oluşturulmuştur. Belediyelerin sosyal sorumluluğu aslen bu amacın yerine getirilmesidir. Buna göre belediyelerden beklenen vatandaş odaklı yerel ihtiyaçların üretilmesi, etkin biçimde değerlendirilmesi ve en hızlı biçimde halka sunulmasıdır.
Ayrıca son yıllarda görülmektedir ki halkın ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiş olan eskimiş belediyecilik anlayışı ile yerel ölçekte sivil toplum kuruluşlarının sayısı hızla artarak toplumsal projeler yapmasını sağlamıştır. Sivil Toplum açısından önemli bir kapasite gelişimini gösteren bu süreç aynı zamanda belediye hizmetlerinde ortaklığı da göstermektedir. Yetersiz belediye hizmetleri nedeniyle ve kısıtlı kaynaklar ile belediyeler sosyal sorumluluklarını yerine getirememektedir. Bunun yanı sıra açık ve yenilikçi olmayan belediyecilik anlayışı nedeniyle sivil toplum – yerel yönetim işbirliği oluşamamakta ve yerel kalkınma çabaları ve kapasiteleri harcanmaktadır.
Oysa Sosyal Sorumlu Belediyelerin paydaşlık ilkesi çerçevesinde kentin sahibi olan tüm mekanizmalar ile kentin gelişiminin hedeflemesi beklenmektedir. Bu açıdan Türkiye’nin gelişimi sosyal sorumlu belediyeler ile olacaktır. Bu açıdan özgün bir Türkiye Yerel Kalkınma Stratejisi ile Sosyal Sorumlu Belediyecilik Vizyonu’nu Türkiye’ye sunan belediye hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda öne çıkacaktır.
Sosyal Sorumlu Belediyeler şeffaf, hesap verebilir, vatandaş odaklı ve yenilikçi çözümleri üreten, bürokrasiyi azaltan, halkı ve çalışanları ile etkin bir kent yönetişimi anlayışı geliştiren belediyeler olmalıdır.
Sosyal Sorumlu Belediye Başkanları Sosyal Sorumlu Belediye Kadro’ları oluşturmalı ve insan odaklı, kente özgün yerel kalkınma stratejileri geliştirmelidir. Tüm belediye kurumları, şirketleri, departmanları sosyal sorumlu yapılara dönüştürülmelidir. Halk sosyal sorumlu belediyecilik konusunda bilinçlendirilmeli ve sivil toplum – yerel yönetim uygulamaları arttırılmalıdır.
Bu stratejiler sosyal sorumlu belediyelerin Türkiye’ye sunduğu yenilikçi ve özgün belediyecilik anlayışının ürünleri olmalıdır. Sosyal Sorumlu Belediye Hizmetleri’ni hayata geçirecek olan belediyelerin insani gelişimi değişen koşullara hızlı uyum sağlayabilme becerisini hedef alınmalıdır.
serdar.dinler@csrturkey.org