Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Genel Başkanı Serdar Dinler, bu haftaki köşe yazısında, Bursa'da yaşanan grizu patlaması ile kurumsal sosyal sorumluluğun ilişkisini yazdı.
Kurumsal sorunluluk
Bursa’da yaşanan Grizu Patlaması sonucu yaşamını yitiren işçi dostlarımızın ardından ailelerinde acı, yetkililerde boş bir bakış ve kendini kurtarma çabası, uzaktan izleyen biz sorumlularda ise yeter artık hissi bıraktı.
Bu konuda en anlamlı yorumu ve yaklaşımı ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer sağlamıştır. Eski Başbakanlık Müsteşarı ve Türkiye’de yeni kamu yönetimi anlayışı konusunda önemli açılımlar sağlayan Dinçer’in konuşmasındaki sorumluluk vurgusu bizler için öne çıkarılması gereken bir vurgu.
"Adeta her işletmeye özel bir hekim gibi davranmalıyız. Hem o işletme yaşamalı hem de herhangi bir can kaybı olmamalıdır. O açıdan bakıldığında sorumluluğumuzun yüksek olduğunu düşünüyorum. Ve şunu ısrarla söylüyorum: Bu ülkenin herhangi bir köşesinde bir iş kazası oluyor ve o iş kazasında bir can kaybı meydana geliyorsa onda hepimizin sorumluluğu vardır. Sizin o sırada o işyerini denetlememiş olmanız, sorumluluğunuzu azaltmıyor. Benim o esnada orada olmamam yahut da işin sorumluluğunu size devretmiş olmam benim sorumluluğumu azaltmıyor.''
Ancak bu korkuları yaşamak ve masum yurttaşların sırf Türkiye’de bu koşullarda çalıştıkları için hayatlarını kaybetmeleri Avrupa Birliği yolundaki bir Türkiye için kabul edilemez bir yaşam koşuludur. Ayrıca 30.000 üzerinde insanın ölümüne yol açan deprem faciası sonucu ölümün baş sorumlusu olan binaları yapanların büyük cezalar almadan kurtulabilmeleri; halen deprem kuşağında bulunan onlarca belediyede yapılan sorumsuz imar tadilatları, yokuş aşağı giden ve frenleri patlamış bir tırı andırıyor.
Önceki yıl İstanbul Merter’de yaşanan Havai Fişek Atölyeleri’ndeki patlamalar sonrası Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği olarak havai fişek üretim sektörünün tüm paydaşlarının sorumluluğu olduğunu; imalatçıdan, ihracatçıya, ithalatçıya; yerel yönetimlerden çalışanlara kadar tüm paydaş zincirlerinin ortak sorumluluğu olduğu duyurmuştuk. Aynı şekilde Tuzla Tersaneleri’nde elverişsiz ve sorumsuz koşullarda çalışan işçilerin ölümleri sonrası da benzer çalışmaları yürütmüş üyesi olduğumuz CSR-Europe aracılığı ile Avrupalı Gemi Üreticisi firmalara uyarılar göndermiştik.
Ayrıca KOBİ’lere yönelik KSS eğitimleri düzenleyerek kapasite gelişimine katkı sağlamaya çalıştık. Ancak bu kamu, özel sektör ve sivil toplum ortaklığı ile hayata geçecek bir ortaklık ve kaynak ile hayata geçebilir.
Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre işyerinde meydana gelen kazalar sonucu ölümler 2006 senesinde 1601’e yükselmiştir. 2002 ve 2003 yıllarında 800 civarında olan rakamlar Türkiye’de makro büyümenin etkisi ile artan üretim hacmi ile doğru orantılı bir artış göstermektedir. Ancak büyüme ile doğru orantılı olarak çalışma koşullarının iyileşmediği görülmektedir.
Evet maalesef Türkiye rakamlarla büyürken insanlarını mahkum bıraktığı çalışma koşulları ile dünya insani yaşam liginde küçülmektedir. Önceki yıllarda insan hakları ihlalleri ile dünya gündeminde olan Türkiye artık maalesef Çalışma Koşulları ve işyerlerinin elverişsiz çalışma koşulları ile yaşanan ölümlerle gündeme gelmektedir.
Buna Türkiye’nin "Kurumsal Sorunluluk" durumu olarak bakmak gerekir diye düşünüyorum. Sorumlu bir çalışma koşulu ve insanca yaşam için güçlü bir denetim mekanizmasına ve yasal yaptırımlara ihtiyaç vardır. Ancak bu öyle kurumların kapasitesini geliştirmekle, geçici desteklerle olmayacaktır.
Türkiye’nin bu anlamda radikal uygulamalara ihtiyacı vardır. Bunun için Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği olarak somut üç öneri getiriyorum birincisi önceki yıllarda bir taslağını hazırladığımız Kurumsal Sosyal Sorumluluk Yasası’nın çıkarılması ve bağımsız bir Kurumsal Sorumluluk Ajansı kurulması. Bu ajansın tıpkı TOBB gibi yarı kamu niteliği taşıyarak içinde özel sektör ve sivil toplumu barındırarak ortak yaptırımlar sunabilmelidir. Ayrıca hem şirketlerden hem de kamu kaynaklarından oluşturulacak fonlarla sıkı eğitim, kapasite geliştirme denetimlere ağırlık verilmelidir.
İkinci öneri ise işyeri çalışma koşulları, çalışan sağlığı, güvenlik konularında ve ihmallerinde caydırıcı büyük cezaların getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca önleyici yöntemlerin getirilmesi gerekmektedir.
Son somut önerimiz ise denetimin tüm Türkiye ölçeğine yayılabilmesidir. Bunun için Türkiye’nin kamu yönetimi anlayışında değişime ve dönüşüme ihtiyacı vardır. Bu anlamda valilik makamının yasaların izlenmesi temelinde denetleyici bir role evrilmesi çok önemlidir. Valilik ve merkeze bağlı kurumların uygulayıcı taşra teşkilatı olmaktan çıkarak yasaların uygulanması ve denetimlerin yaptırılması olmalıdır.
Türkiye’de Kurumsal Sorumluluk sorunlarının sayısı her geçen gün artmaktadır. Ancak bu saydığımız sorunlardan kim sorumlu olacaktır? Kim hesap verecektir ve kim daha sonra benzer vakaların olmayacağını garanti edecektir?
Lütfen Sorumlu olun, Sorumluluk Alın!
serdar.dinler@csrturkey.org